
önce gidersiniz bir çiçekçiye saksının içindeki vitrinde duran o gösterişli çiçeği alırsınız..herşey yolundadır ewe gider bir hevesle toprağını değiştirir ona güzel bir yer bakarsınız,o kadar güzel olmalıdırki bu yer hem iyi güneş almalı hem dekoratif olmalı hem de dışarıya yaydığı karbondioksitle sizi ve sewdiklerinizi rahatsız etmemeli..hıh yer de bulundu..şimdi her yeni güne güzel ve göterişli çiçeğinizi sulayacak olmanın heyecanıyla uyanırınız..aman suyu dökülsün,güneşi alsın..artık hayatınız da o büyük bir yere sahiptir!ewe gelen misafirler güzel çiçeğinize bakıp onun özellikleri hakkında sorular sorarlar,siz de koltuklarınız kabararak ona nası güzel baktığınızı anlatırsıınız..sora bir gün gelirki artık o heyecanla uyanmazsınız..artık çiçeğinizi sulamayı unuttuğunuz günler olur ya da yerine alınmış bir biblo yüzünden o güzel yerinden bile olabilir çiçeğiniz...artık onunla konuşmaz yapraklarını sewmez olmuşşunuzdur..sessiz bir şekilde gün ve gün solar çiçeğiniz..o görkemli yapraklar yerini kurumuş dallara bırakır..ne yazıkkı her bakılmayan çiçek gibi sonu naylon bir çöp torbası olur yerini yeni gösterişli bir çiçeğe bırakarak....
şimdi söleyin aşk da böyle bişi değil mi?
2 yorum:
varlığında verdiği oksijeni yokluğunda getirdiği bol miktar karbondioksitle dolduran çiçek mi aşk mı...
ben ise saksıda takıldım kaldım...
o belki de evin en güzel yerine kurulu olan çiçek, fark ettiğinde kendinin ufacık bir saksıda olduğunun;
sınırlandırılmış olan çiçek mi aşk mı...
Yorum Gönder